SON DAKİKA

Gemlik haberci | son dakika Haber  | Haberler | Gazetesi

Yazaki’de dönen dolaplar

Yazaki’de  dönen dolaplar
Bu haber 04 Temmuz 2017 - 15:06 'de eklendi ve 1.962 kez görüntülendi.
Sana, en ufak adi bir elin dokunması bile tahammül sınırlarımı zorluyor. Sen mertsin ve dünya yoz. MİB’in işçileri politik görüşleri nedir ayırmadan ve kendi görüşünü empoze etmeden sadece ve salt yalnız olmadıklarını bildiren yanını, ki bence en sağlam yanıdır MİB’in, bizzat şahidiyim.
Hikaye çok önce başladı. Kendimden bahsetmek istemiyorum. Sadece orta sınıfta doğmuş biri olarak yükselmek yerine arızalı bir ürün gibi hep varoşlara tıkılmış, girişi yasaklanmış roman mahallelerini, fabrikaları sokağı istiyordum. İçinde yaşadığım sokak simülasyondu ve çocukluktan bunun farkındayım. Bir aileye 2 spor araba bir jipin düştüğü bir semtte memur çocuğuyduk ve ben çok arızalıydım. Sözü geçen bütün mahallelere, istanbulda atölyelere, aslen beyaz yaka olarak çalıştığım ve haddimi bilmeden kendimi herhangi bir insanla eşit görüp saygı duyduğum için deli ilan edilişimin kırkıncı yılında artık hiç bişey umurumda değildi elbet.
Yazakiye işçi olarak başvuru yaptığımda, 94ten beri sigortalı çalışan thyde hosteslikten, editörlüğe, çevirmenliğe, dergi dağıtıcılığına kadar değişken bir çalışma yaşantım olmuştu ama sahtekarlıktan öyle sıkılmıştım ki düz işçi olmak istiyordum. Henüz Yazaki’nin ne olduğunu bilmiyordum. sadece evime çok yakın olduğu için tercih ettim.
Metal fırtınasına altı ay vardı daha. bunlar olurken. Bir test yapmışlardı. Etkilenmiştim testten çünkü, anımsayabildiğim kadarıyla ilk 20 sorudan sonrası sahiden bir zeka testiydi ve “her bir soru da benim IQ’um yüksek” diyebilecek bir kişiyi zorlayacak nitelikteydi. Entelektüel oyunlardan hoşlandığım için tamamını yaptım. Bana neden düz işçi olmak istediğimi sordular işe almadan önce, beyaz yakanın sahtekarlığından sıkıldığımı söyledim. İşkurla anlaşmalıydı. Ve bu kadar kalabalık bir fabrikada seri üretimde ilk kez çalışacaktım. Deneme süresi koymuşlardı. İlk günler eğitimdeyken vardiya amirleri ve eğitmenler aynı beyaz yakalar gibi boktan bir iyi niyetle gülümsüyorlardı. O zamanın doktorunu anmak, (gelişimin ardından bir ay dolmadan kendine yeni bir iş bulmuştu) adını bile anmak vakayı anlatmak dahi istemiyorum. Bu bende kalsın. Ama ne demek istediğimi Mudanya Yazakide çalışan kızlar anlayacaktır ister istemez.
Neyse, kovulmam çok kısa sürdü. Vardiya amiri kadın, öyle sinirleniyordu ki varlığıma, işi bırakacağımı düşünerek tipik baskı yoluna gitti. Oysa umurumda değildi. Tuvalet bile temizlerdim. Seri üretimde olmak hoşuma gitmişti. Yedi yılda bileklerimi sakatlayacak olmama rağmen, insanlarla tanışmaktan ve her zaman arzu ettiğim ortak bir işin altına bin kişi girmekten ve buna saygı göstermekten ve ağız dolusu küfretmekten memnundum.
Ne yazık ki fark çok okunurdu. 1200 kişi içinden işte şu diye gösterebilecekleri kadar okunurdu. Oysa çalışmaktan başka bişey yaptığım yoktu. Bir kızıl da değildim. Bir siyahtım. Ne demek istediğimi biliyorsanız.
Bir ay boyu girmediğim seri üretim bandı kalmadı, hemen her gün bant değiştiriyordu amir, buna zekamın yetmeyeceğini veya pes edeceğimi falan düşünüyordu sanırım. Ama yaptığım onca şey içerisinde bir işi sevdiysem kolaylıkla adapte olabilirim. Öyle yaptım ben de. Bu da işe yaramadı. Bir gece, üç vardiya dönüyorduk, gece-sabah vardiyasında, beyaz yakalı bir memurun sahte rapor tutması yoluyla deneme süresi içerisinde işten çıkarılmış oldum. Umurumda olmadı. Bir ay içerisinde göreceğimi görmüştüm ve uğraşasım yoktu bu tiplerle. Kıçına kına yaksın dedim çıkmadan önce personel şefine. İnanmazsın ama bu vardiya amirlerine sahiden kına göndereni bile olmuştu dedi. Yani, kısaca, işçiyi ezmek önce işçilerin kendi içinde başlıyordu. Sözün özü. Ve beni deli eden yanı.
Bugün Dilek direnirken, görmezden gelen çalışma arkadaşlarını gözümde canlandırabiliyorum. Hangi borçların altında hangi köylerden mahallelerden gelip ne için o emeği verdiklerinin farkındayım.
Sonra Metal Fırtınası koptu. Neşeden söz etmeliyim bu noktada. Çünkü halay karşıtı bir insan olarak ilk halayımdır o benim. Bu sırada metal fırtınasının sözcülerinden MİB dikkatimi çekti. Sadece bakıyordum.
Derken nasıl oldu anımsamıyorum bile,  internet yoluyla yanlış anımsamıyorsam Dilekle  Mudanya’da buluşup Çınar altında kahve içtik. Beni, öfkemi, farklılıklarımıza rağmen saygımı içtenlikle dinliyor anlıyordu. O yaz vakit ayırabildiğim kadar ayırdım ama malesef öfkeden başka birşeyim yoktu elimde. ve ailemin gittikçe zayıflayan sağlığı görüşmelerimi sekteye uğrattı ve sonunda hastanelere gidip gelmekten bitap düşmüş bir halde tek sayfa okuyacak zamanı ve hali kalmamış üç çocuklu bir ev kadını gibi bişey oldum.
MİB’i takip ediyordum elbette. Ve bir iki ay önce meydana gelen taciz vakasındaki gerçeklik payının oldukça büyük olduğunu bilecek o kadar  o fabrikada kalmıştım. ve hatta kendi ülkücü iş arkadaşlarımdan kardeşlik dostluk goygoyuna rağmen cüretkarlığım yüzünden ağır ve gerçek birkaç tokat yemişliğim de vardı. Mert geçinirlerdi. Hala da öyle geçiniyorlardır eminim.
Taciz edilen kızın muhtemelen midesi çok bulanmıştı. Ve tam burada nurettin yıldız denen adamın mide bulandırıcı leş bir zihnin ürünü olduğu eklemeden geçemeyeceğim. nasıl ve kimler dinliyor bu pis sözleri anlayamıyorum. Dilek elbette insan ayırmaksızın, politik görüşünü dikkate almaksızın salt emeğe olan saygısından – ki bunun edebiyat olmadığını bilecek kadar bakmıştım gözlerinin içine- şükür buna fırsatım olmuştu – susmamıştı. Arkadaşına destek olmuştu. Mert hemen her insan da böyle bir vicdani yükümlülük sahibidir doğal seyrinde. Şüphesiz.
Bugün ise işçilerin sesine ses olan dayanışan, çalışan, eksiksiz ve ilkeli tavrını bozmadan sürdüren Dilek arkadaşıma kirli bir elin dokunacağı düşüncesi beni apaçık çıldırtıyor.
Lütfen emeğe ve birbirinize saygınız varsa Dilek’le dayanışın. O sizi bırakmamıştı!.
Herşeyden çok ve en içten emeğe emekçiye saygımla!

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA